Kapadokya

NEVŞEHİR – KAPADOKYA
Nevşehir, tarih ve doğanın bir bütün olarak sergilendiği beldeleri ve bölgede yaşamış uygarlıkların kültürel ve tarihsel mirası ile Türkiye’nin gezilmesi gereken turizm cennetlerinden biridir. İç Anadolu Bölgesinde yer alan Nevşehir ili, Orta Çağ ve Yeni Çağ'da, Seandos; Nissa ve Muşkara adıyla anılıyordu. Anadolu, Büyük Selçuklu Devleti'nin elindeyken Hititler zamanında adı adı Nissa olan yerde Muşkara adında bir köy vardı. Osmanlılar döneminde, IV. Mehmet'in oğlu Şehzade III. Ahmet'in sır kâtibi, bu köyden yetişen sadrazam ve sultana damat olan Damat İbrahim Paşa sadrazamlığa getirildiğinde, doğduğu kent olan Muşkara'da büyük bayındırlık hareketine girişti. Köyü genişleterek yeniden inşa ettirmiş, imaretler, camiler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırmıştır. Muşkara adını da değiştirerek, kente Yenişehir anlamına gelen Nevşehir adını vermiştir. Kapadokya 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Sert bazalt kayasından şapkaları bulunan koniler oluşmuştur. Bu değişik ve ilginç biçimli kayalara halk "Peri bacası". adını vermiştir. Kapadokya bölgesi, başta Nevşehir olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerine yayılmış bir bölgedir. İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititlerin yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hrıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kayalara oyulan evler, kiliseler ve güvenli yeraltı kentleri bölgeyi putperestlerin zulmünden kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir. Coğrafi olaylar Peribacalarını oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da önemli kavşaklarından biridir. Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde "Güzel Atlar Ülkesi" anlamına gelmektedir. MS III. yy. Kapadokya'ya Hıristiyanlar yerleşince, bölge onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi olur. 303–308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artar. Kapadokya baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yer haline gelmiştir. Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluşturur. XI. ve XII. yüzyıllarda Kapadokya Selçukluların eline geçer. Bu ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında bölge sorunsuz bir dönem geçirir. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924-26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya'yı terk ettiler. Göreme, Avanos, Ürgüp, Akvadi, Uçhisar ve Ortahisar Kaleleri, El Nazar Kilisesi, Aynalı Kilise, Güvercinlik Vadisi, Derinkuyu, Kaymaklı, Özkonak Yeraltı Şehirleri, Ihlara Vadisi, Selime Köyü, Çavuşin, Güllüdere Vadisi, Paşabağ- Zelve belli başlı görülmesi gereken yerlerdir. Kayalara oyulmuş geleneksel Kapadokya evleri ve güvercinlikler yörenin özgünlüğünü dile getirirler. Bu evler ondokuzuncu yüzyılda yamaçlara ya kayaların ya da kesme taştan inşa edilmişlerdir. Bölgenin tek mimarı malzemesi olan taş yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanaklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptır. Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık veya rozet motifleriyle süslenmiştir. Yöredeki güvercinlikler 19. yüzyılın sonları, 18. yüzyılda yapılmış küçük yapılardır. İslam resim sanatını göstermek açısından önemli olan güvercinliklerin bir kısmı manastır veya kilise olarak inşa edilmişlerdir. Güvercinliklerin yüzeyi yöresel sanatçılar tarafından zengin bezemeler, kitabeler ile süslenmişlerdir.. Kapadokya bölgesi Anadolu’nun en önemli bağcılık merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu bağlardan elde edilen çeşitli şaraplar Avrupa’daki birçok fuarda ödül almaktadır. Avanos bağlarının üzümleri kayalara oyulmuş tarihi mağaralarda saklanır ve geleneksel yöntemler uygulanarak şaraba dönüşür. Kapadokya beyaz şarabının yeri apayrıdır. En ucuzu bile yüksek kaliteye sahiptir. Birçok antik şarap mahzeni hala kullanılmaktadır. Ürgüp’ün şarap evleri de mutlaka görülmesi gereken yerlerdendir. Bölgenin eşsiz üzümlerinden üretilen Kapadokya şarabının lezzeti ancak etkileyici olarak tarif edilebilir.
GÖREME
Göreme Nevşehir’e 10 km. uzaklıktaki Göreme kasabası Nevşehir-Ürgüp-Avanos üçgeni arasındaki etrafı vadilerle çevrili bölgede yer alır. Göreme Peri bacalarının içinde yerleşim sürdüğü 2000 nüfuslu bir kasabadır. Göreme, özellikle 7–13. yüzyıllar arasında baskılarından kaçan Hıristiyanların yerleşmesiyle Hıristiyanlığın önemli bir merkezi haline gelmiştir.
Volkanik tüflerden oluşan peri bacaları ile birlikte yüzyılların birikiminin buluştuğu bu doğal ve kültürel miras, Dünya Miras Listesinde bulunmaktadır. “Korama, Matiana, Maccan ve Avcılar” Göreme’nin eski adlarıdır. Yörede Hıristiyanlık öncesi dönemden kalan mezar odaları kayalar üzerinde bulunmaktadır. Göreme Açık Hava Müzesi’nde çok sayıda kiliseler, manastırlar, şapeller, yemekhaneler ve keşiş hücreleri, depo ve şarap yapım yerleri bulunan mekânlar oyulmuş ve duvar resimleri ile süslenmiştir. Müze alanındaki manastırlarda VII. Yüzyıldan XII. Yüzyıla kadar kilise mimarisini izlemek mümkün. Düztabanlı beşik tonozlu, tek veya 3 apsisli, merkezi haç planlı mimariye göre yapılmış kiliselerin fresklerinde de yerel üslupları yansıtan resimleri izleyebilirsiniz. Aziz Hieron’un, Göreme Açık Hava Müzesi’ndeki Tokalı Kilise’de bir freski bulunmaktadır. Göreme ve çevresinin Roma döneminde Venessa (Avanos) halkı tarafından mezarlık olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Göreme’nin merkezindeki büyük peribacasının içine oyulmuş olan iki sütunlu Roma mezarı ile çevrede bulunan çok sayıda mezar bu görüşü ortaya çıkarmıştır. Orta çağın başlarında, Hıristiyanlar için önemli bir dini merkez olan Göreme, 11 ve 13. yüzyılda bir başpiskoposluk merkezi durumundadır. Nitekim Göreme ve çevresinde çok sayıda dini yapılar mevcuttur. Ancak, bu yapıların yapılış tarihleri hakkında yeterli doküman bulunmamaktır. Bu itibarla tarihleme, yapının mimari özelliğine göre ve varsa fresklerine bakılarak yapılmaktadır.
Göreme Kiliseleri Durmuş Kadir Kilisesi, Yusuf Koç Kilisesi, El Nazar Kilisesi, Saklı Kilise, Meryem Ana (Kılıçlar Kuşluk) Kilisesi, Aziz Eustathios Kilisesi, Kılıçlar Kilisesi, Göreme Açık Hava Müzesi, Tokalı Kilise, Rahibeler ve Rahipler Manastırı, Aziz Basil Şapeli, Elmalı Kilise, Azize Catherine Şapeli, Çarıklı Kilise, Azize Barbara Şapeli, Yılanlı (Aziz Onuphrius) Kilise, Karanlık Kilise.